Gündem

Mustafa Balbay

GÜNDEM MUSTAFA BALBAY

GÜNDEM MUSTAFA BALBAY
TARİH:05.10.2016 Yorumlar (2)
GÜNDEM
MUSTAFA BALBAY
 
CUMHURİYET'İ SATA SATA BİTİRİYORLAR
 
Homeros'un İlyada'nın devamı olarak yazdığı Odysseia 'da mağara hapsinden kurtulup özgürlüğe koşmayı anlattığı bir bölüm vardır.
Güneş nasıl doğar doğmaz ulaşabildiği her yere ışığını yayarsa, öyle koşar mağaradan özgürlüğe...

9 Aralık 2013 akşamı Sincan Hapishanesi'nden özgürlüğe çıkarken içimde üç cumhuriyet ateşi vardı; Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyet gazetesi...

İçimde ne kin, nefret tohumları, ne karamsarlık, ne arkama bakıp esarette geçen yılların hesabı... Bu üç cumhuriyetin bayrağını en yüksekte tutmak için bana ne düşerse sonuna kadar onu yapacaktım.

Cumhuriyet'in imtiyaz sahibi Cumhuriyet Vakfı'nın içinde İlhan Selçuk'u kaybedişimizden sonra başlayan bir huzursuzluk vardı. Önceliği iç barışa vermeli diye düşündüm. Bunun için iç işleyişi uyumlu bir vakıf yönetimi gerekiyordu. Örgütlü ve kurumsal mücadele gönüllü ortaklığı gerektirir.

Kimi katılmadığınız kararlar için düşüncenizi söylersiniz, farklı bir karar oluşursa da birlikte mücadele gereği uyum sağlarsınız. Özgürlük sonrası Cumhuriyet'te bunu çok yaşadım.

Sosyal medyada, matah bir belgeymiş gibi dolaştırılan, altında benim de imzamın olduğu vakıf kararlarının özü odur.

Örgütlü ve kurumsal mücadele terbiyesi, düşünceleri söylemeyi, paylaşmayı, farklı bir karar oluşursa da yine takım ruhu içinde onun gereğiyle hareket etmeyi gerektirir. Hakkımdaki dokunulmazlık fezlekelerinden biri Cumhuriyet'te sorumluluk aldığım günlerde verilmiş bir kararla ilgilidir.

 
***
 
Cumhuriyet Vakfı toplantılarında en çok katılmadığım görüş; küçülerek ayakta kalma kararı idi. Arkadaşlar yapmayalım, dedim. Küçülerek ayakta kalmanın sonu yok, dedim. Ana gazetenin bağımsız çizgisine hiç dokunmayalım, ama tiraj ve gelir getirecek eklerle yürüyelim, dedim.

Özgürlüğün ilk aylarında bunun örneği olabilecek birkaç adım attık ve sonuç aldık.

Ancak bunun arkasını getirecek iklim oluşmadı. Tam tersine etten kanata kanata koparılan tırnak gibi beni Cumhuriyet'ten kopardılar. 
Son ana kadar, neresinde olursa olsun Cumhuriyet'in içinde kalmaya çalıştım. Ama hem küçülerek hem başkalaşarak devam etme kararı egemen oldu. 

İzmir Temsilciliği'ni kapatma kararı aldıklarında her şeye rağmen dayanamadım, Vakıf başkanını arayıp, yapmayın, cumhuriyetin kalesi olan bir şehirde büro kapatılmaz, dedim. Temsilcimiz Serdar Kızık'la hiç de şık olmayan bir yöntemle yolları ayırdıklarında gördüm ki, küçülme sadece ayakta kalmak için değil, aynı zamanda başkalaşmak için.

 
***
 
3 katlı, bin metrekareden fazla kapalı alanı olan Ankara Bürosu'nu satma kararı aldıklarında öylesine üzüldüm ki, kendime ait bir yer olsa bu kadar kahrolmazdım.O binanın yapılış öyküsünün tanığı olan gazete içinde ve dışında en az 50 kişi vardır.

İç düzeninden donatımına kadar her şeyini içinde cumhuriyet ruhu taşıyan insanlarla yaptık. Kimileriyle ilan karşılığı, kimileriyle imece usulü yürüdük. O bina bir başlangıç olacaktı. Mürekkep kokan her işle ilgilenip gazeteyi büyütecektik. Devamında şöyle bir hayalimiz vardı:

CUMEK... Yani Cumhuriyet Eğitim Kurumları'nı kurmak.
Bu binayı ve Nadir Nadi'nin İstanbul'daki evini geçen şubat ayında sattılar.

Cumhuriyet'i sata sata bitiriyorlar...

Küçülme nereye kadar?
Cumhuriyet bir Akın'tıya kapılmış gidiyor.
Yazık...
 

YORUM YAZ









YORUMLAR ( 2 )

  • 05-10-2016, 16:33:57Galip KARAKUŞ

    CUMHURİYET GAZETESİNİN YENİ GÖZDELERİ: “YETMEZ AMA EVETÇİLER”, “2 NCİ CUMHURİYETÇİ İŞBİRLİKÇİ DÖNEKLER” Galip KARAKUŞ / 10 Şubat 2016 Siyaset arenasında, "Yön Değişikliğinin Sürekliliği" bizim ülkemize has bir özellik olsa gerek. 42 yıl sürekli okuduğum ve bir yıl önce terk ettiğim Cumhuriyet gazetesinin de, bu rüzgara kendini kaptırdığını ve hızını alamayarak tüm “2 nci cumhuriyetçi”, “Yetmez ama evetçi”, “İşbirlikçi dönekler”i bünyesine kattığını, 92 yıllık Cumhuriyet geleneğini altüst etmeyi sürdürdüğünü görüyoruz! Son olarak imamlara biat etmiş bir ailenin bireyi olan Ahmet ALTAN’ın “Çıplak Ayaklı Kız Ve Ölüm” başlıklı yazısına yer vermiş Cumhuriyet! 2007’de CIA’nın finanse edip, Türk yayın dünyasına armağan ettiği Taraf gazetesinin kadrosu ile birlikte, Ergenekon tiyatrosunun senaryosunu yazan bu işbirlikçi adeta günah çıkarırcasına, AKP siyasetine veryansın etmiş! Bilinen bir gerçektir; Duran saat de günde iki kez doğru zamanı gösterir. Ülkenin bu gün içinde bulunduğu kaos ortamına gelmesinde bu işbirlikçi döneklerin katkısı az değildir. İktidar tarafından tepe tepe kullanıldıktan sonra, işleri bitip de kapı önüne konulduklarında koro halinde ciyaklamaya başladılar. Son çırpınışlarını da Cumhuriyet gazetesinin kanatları altında sürdürmekteler. Hem de utanmadan, sıkılmadan ve hiç olmazsa, bir öz eleştiri yapma gereği duymadan ortalıkta dolaşmakta ve midemizi bulandırmaya devam etmekteler! Yıllarca İzmir temsilciliği ve oradan da Ankara temsilciliğini yapan, Cumhuriyet’te 19 yıllık emeği bulunan Mustafa BALBAY’ı sudan bahanelerle kapıya koyan gazetenin, Taraf gazetesinin yayın politikasını bıraktığı yerden devraldığını görmek içimizi acıtmaktadır! Böyle durumlarda, 2.400 yıl önceden seslenen Antik Yunan’ın Tragedya ustası SOPHOKLES’in şu sözlerine baş vururum: “Ey akıl başını alıp gitme! Ey hoşgörü, ey sağduyu terk etmeyin beni! Size hiç bu kadar muhtaç olmamıştım…”

  • 05-10-2016, 12:04:20Hamza SAYKAN

    ÜZGÜNÜM! İçim kanıyor Cumhuriyet Gazetesinin içinde bulunduğu duruma. Oysa ben bu gazeteyi en zor koşullarda okumaya devam etmiştim. Okuduklarım bana güven veriyordu. "Yalnız değilsin Hamza Saykan" diyordu. 12 Eylül'de askerlik görevini yaparken bile alıp okuyordum. Kısa dönem askerliğimin uzun döneme çevrilmesi tehdidi karşında bile okumuştum bu gazeteyi. Çalıştığım okulda müdürün açık tehdidine rağmen de gazeteyi alarak okula gidiyordum. Kimi zaman pek çok Cumhuriyet okuru gibi iki, üç Cumhuriyet alıyor, uygun yerlere bırakıyordum. Tek amaç gazetenin yaşamasıydı. Çok zor koşullarda yaşadı gazete. Yunus Nadi'den İlhan Selçuk'a... Ne çok engellerle karşılaştı; ne çok zorluklar gördü. Darbe yıllarında bile yılmadı. Gazeteyi kapattılar, açıldı. Kimse onurundan ödün vermedi. İçinden çıkan "bozukları" da ayıklayarak bu güne geldi. Ama bugün görünen o ki, ağaç içinden çürüdü. Başkalaşarak dönüşüyor. Ne yazık ki Cumhuriyet, okuyucusunun gerisinde kaldı. Gazetenin tirajı ne kadar az olursa olsun, Türkiye'nin en etkili gazetesiydi. Onu sevmeyenler bile ona saygı duyardı. Gazetenin satılan her sayısı her gün ez az beş, altı kişi tarafından okunurdu. Şimdi gazete yönetimi tarafından gazeteden koparılan yurtsever gazetecilere, o arada Mustafa Balbay'a hayasızca bir saldırı başlatıldı. Oysa Mustafa Balbay yaşamının en güzel beş yılını gazete için Silivri zindanlarında geçirdi. Ona karşı acımasız ve sorumsuz bir karalama kampanyası sürdürülüyor. Bu da Cumhuriyet Gazetesinin başkalaştığının ve dönüştüğünün bir kanıtıdır. ADD Batıkent Şubesinde Cumhuriyet Gazetesinin alınmaması kararı alınırken de içim kanadı. Artık bana umut aşılayan bir gazete ne yazık ki yok! Yazarlarının büyük çoğunluğu bana hitap etmiyor. Artık para verip almayacağım Cumhuriyet Gazetesini. Bu durum ne zamana kadar sürer bilemiyorum. Üzgünüm! Yazık oldu gazeteye!